Türk Tabipleri Birliği ve İstanbul Tabip Odası, son dönemde hekimlere karşı açılan ve çok yüksek tutarlara ulaşan tazminat davaları ile ceza yargılamalarıyla ilgili açıklama yaptı. Tedavi sürecinde bazı komplikasyonlarla karşılaşmanın kaçınılmaz olduğunun anımsatıldığı açıklamada, “Eksik personel, artan iş yükü, yoğun emek gerektiren çalışma biçimi, yetersiz muayene ve değerlendirme süreleri, yoğun nöbet yükü, sağlık kuruluşlarının organizasyon eksiklikleri, tıbbi cihaz ve altyapı sorunları, sevk zincirindeki aksaklıklar ve sağlık hizmetinin örgütlenme biçiminden kaynaklanan yapısal sorunların sonuçları yalnızca hekimin bireysel sorumluluğuna indirgenemez” denildi.
(İSTANBUL) Türk Tabipleri Birliği ve İstanbul Tabip Odası son dönemde hekimlere karşı açılan ve çok yüksek tutarlara ulaşan tazminat davaları ile ceza yargılamalarıyla ilgili açıklama yaptı. Tedavi sürecinde bazı komplikasyonlarla karşılaşmanın kaçınılmaz olduğunun anımsatıldığı açıklamada, “Eksik personel, artan iş yükü, yoğun emek gerektiren çalışma biçimi, yetersiz muayene ve değerlendirme süreleri, yoğun nöbet yükü, sağlık kuruluşlarının organizasyon eksiklikleri, tıbbi cihaz ve altyapı sorunları, sevk zincirindeki aksaklıklar ve sağlık hizmetinin örgütlenme biçiminden kaynaklanan yapısal sorunların sonuçları yalnızca hekimin bireysel sorumluluğuna indirgenemez” denildi.
İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Talat Kırış, Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konsey Başkanı Dr. Pınar Saip, İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Nadir Kalfazade ve İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Fikret Aydın’ın katıldığı basın toplantısında açıklamayı İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Irmak Saraç okudu.
İstanbul Tabip Odası’nda yapılan “Hekimleri Ağır Tazminat ve Ceza Tehdidi Altında Bırakan Sağlık Sistemi Sürdürülemez” başlıklı açıklamada, son dönemde hekimlere karşı açılan ve çok yüksek tutarlara ulaşan tazminat davaları ile ceza yargılamalarının, münferit uyuşmazlık olmaktan çıktığı; sağlık hizmetinin geleceğini, hekimlerin mesleki bağımsızlığını, hasta güvenliğini ve toplumun nitelikli sağlık hizmetine erişimini tehdit eden yapısal bir sorun haline geldiği savunuldu.
Açıklamada, son olarak, İstanbul’da özel bir sağlık kuruluşunda görev yapan bir çocuk hekimine karşı 50 milyon ABD doları tutarında tazminat talebiyle dava açıldığının kamuoyuna yansıdığı belirtilerek, “Daha önce bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı hakkında yaklaşık 78 milyon TL, bir kulak burun boğaz uzmanı hakkında ise 109 milyon TL tutarında tazminat kararlarının gündeme gelmesi; ayrıca hekimler hakkında ceza davaları, hapis cezaları ve gözaltı işlemlerinin uygulanması, mevcut sistemin hekimler bakımından öngörülemez ve ağır sonuçlar doğurduğunu göstermektedir” denildi.
“CEZA SİSTEMİ YALNIZCA HEKİMLERİ DEĞİL, SAĞLIK HİZMETİNİN BÜTÜNÜNÜ TEHDİT ETMEKTEDİR”
Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
“Türk Tabipleri Birliği ve İstanbul Tabip Odası olarak yıllardır uyarıyoruz: Hekimleri ekonomik ve hukuki açıdan yıkıma uğratabilecek bir tazminat ve ceza sistemi, yalnızca hekimleri değil, sağlık hizmetinin bütününü tehdit etmektedir. Böyle bir ortam, sağlık hizmeti sunumunda defansif tıp uygulamalarını artırmakta; hekimlerin riskli vakalara müdahale etmekten kaçınmasına, yüksek riskli uzmanlık alanlarının tercih edilmemesine ve sonuçta toplumun nitelikli sağlık hizmetine erişiminin zayıflamasına yol açmaktadır.
Hasta haklarının korunması, sağlık hizmeti nedeniyle ortaya çıkan zararların giderilmesi ve kusurlu tıbbi uygulamaların tespit edilmesi kuşkusuz vazgeçilmezdir. Ancak sağlık hizmeti sunumunda karşılaşılan her olumsuz sonucun yalnızca hekimin kişisel kusuru olarak değerlendirilmesi ve hekimlerin ömür boyu çalışsalar dahi karşılayamayacakları tazminatlarla karşı karşıya bırakılması, hasta güvenliğini ve sağlık hakkını koruyan adil ve sürdürülebilir bir yöntem değildir.
“KOMPLİKASYONLARLA KARŞILAŞMAK KAÇINILMAZDIR”
Tıbbın birinci kuralı ‘primum non nocere’, yani ‘önce zarar verme’dir. Yapılan her girişim, verilen her ilaç istenmeyen sonuçlar doğurabilir. Altı yıllık tıp eğitimi, sonrasında yapılan 4-6 yıllık uzmanlık eğitimleri, yan dal eğitimleri, hekimlerin her yıl katıldıkları kongreler, kurslar, çevrimiçi etkinlikler hep bu istenmeyen sonuçları önlemek, hastalarına en doğru ve sağlıklı hizmeti vermek üzerinedir. Buna rağmen komplikasyonlarla karşılaşmak kaçınılmazdır. Hiçbir insan aynı değildir. Anatomisinde, fizyolojisinde, hormonal sisteminde farklılıklar vardır. Aynı insanın dahi farklı yaşlardaki metabolizması farklıdır. Dolayısıyla her insanın uygulanacak tedaviye vereceği yanıt da aynı olmayabilir.
Tıbbi uygulamalarda, tıbbın doğası gereği belirli riskler bulunmaktadır. Hastanın yaşı, mevcut hastalıkları, başvuru koşulları, sağlık kuruluşunun olanakları, çalışma koşulları, sağlık ekibinin yapısı, kullanılan tıbbi teknolojiler, başvuru ve sevk süreçleri ile hekimin sahip olduğu olanaklar birlikte değerlendirilmeden yalnızca sonuca bakılarak kusur tespit edilemez. Bu nedenle komplikasyon ile kusurlu tıbbi uygulama birbirine karıştırılmamalıdır.
Komplikasyon ile kusurlu tıbbi uygulama arasındaki ayrım; bilimsel, tarafsız, bağımsız ve ilgili uzmanlık alanlarından oluşan kurullar tarafından, olayın tüm koşulları değerlendirilerek yapılmalıdır. Eksik personel, artan iş yükü, yoğun emek gerektiren çalışma biçimi, yetersiz muayene ve değerlendirme süreleri, yoğun nöbet yükü, sağlık kuruluşlarının organizasyon eksiklikleri, tıbbi cihaz ve altyapı sorunları, sevk zincirindeki aksaklıklar ve sağlık hizmetinin örgütlenme biçiminden kaynaklanan yapısal sorunların sonuçları yalnızca hekimin bireysel sorumluluğuna indirgenemez”
“İLERLEYEN YILLARDA HASTALARIN TIBBİ BAKIMINI ÜSTLENECEK HEKİM BULUNAMAMASI RİSKİ BÜYÜMEKTEDİR”
Hekimin tek başına sağlık sistemi olmadığı vurgulanan açıklamada, şu görüşlere yer verildi:
“Amaç yalnızca bir kişiyi cezalandırmak değil; zararın nedenlerini ortaya çıkarmak, aynı zararın tekrarını önlemek, hastanın uğradığı zararı hızlı ve adil biçimde karşılamak ve sağlık hizmetinin güvenliğini geliştirmek olmalıdır. Bugün çocuk sağlığı ve hastalıkları, kadın hastalıkları ve doğum, genel cerrahi, beyin cerrahisi, çocuk cerrahisi, kalp ve damar cerrahisi gibi yüksek riskli alanlarda çalışan hekimler, mesleki sorumluluğun yanı sıra giderek büyüyen hukuki ve ekonomik risklerle de karşı karşıyadır. Bu durum hekimlerin riskli branşlardan uzaklaşmasına, genç hekimlerin bu uzmanlıkları tercih etmemesine ve mevcut uzmanların çalışma koşullarının daha da ağırlaşmasına yol açmaktadır. Riskli dallarda hekim açığı derinleşirken, ilerleyen yıllarda hastaların tıbbi bakımını üstlenecek hekim bulunamaması riski de büyümektedir.
Bu ortam kaçınılmaz olarak defansif tıp uygulamalarını artıracaktır. Hekimler, hastanın yararına olan en uygun tıbbi kararı vermek yerine, yalnızca hukuki riskten kaçınmak amacıyla gereksiz tetkik istemeye, gereksiz konsültasyon ve sevk yapmaya veya yüksek riskli hastalara müdahale etmekten kaçınmaya zorlanacaktır. Bunun bedelini yalnızca hekimler değil, tüm toplum ödeyecektir.
Bir hekimin, ‘Yaptığım her tıbbi müdahale sonucunda hayatım boyunca karşılayamayacağım bir tazminatla karşılaşabilir miyim veya ceza alır mıyım?’ kaygısıyla çalışması, ne hekimlik mesleğinin bilimsel gerekleriyle ne hasta güvenliğiyle ne de toplum yararı ile bağdaşır. Özel sağlık kuruluşlarında çalışan hekimler de hukuki güvenceye alınmalıdır.
2022 yılında yapılan düzenlemelerle kamu kurumlarında görev yapan hekimler bakımından mesleki sorumluluk süreçlerine ilişkin belirli güvenceler öngörülmüş olmakla birlikte, özel sağlık kuruluşlarında çalışan hekimler bakımından aynı açıklıkta, etkinlikte ve öngörülebilirlikte bir güvence mekanizması bulunmamaktadır. Oysa aynı sağlık hizmetini sunan hekimin kamu ya da özel sektörde çalışıyor olması, temel hukuki güvenceler bakımından farklı sonuçlara yol açmamalıdır. Sağlık hizmetinin kamusal niteliği, bu hizmeti sunan hekimin hangi kurumda veya hangi statüde çalıştığından bağımsız olarak değerlendirilmelidir.
Türk Tabipleri Birliği ve İstanbul Tabip Odası, sağlık hizmetinden kaynaklanan zararların karşılanmasına karşı değildir. Aksine, zarar gören hastaların haklarının etkin biçimde korunmasını, zararların hızlı ve adil biçimde giderilmesini ve aynı zararların tekrarını önleyecek hasta güvenliği sistemlerinin kurulmasını savunmaktadır. Ancak bunun için mesleki sorumluluk rejiminin yalnızca bireysel cezalandırma ve yüksek tazminat baskısı üzerinden değil; bilimsel değerlendirme, kök neden analizi, kurumsal sorumluluk, hasta güvenliği ve kamusal güvence ilkeleri temelinde yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.”
TALEPLER… “CEZA VE TAZMİNATLARIN BELİRLENMESİNDE ÖLÇÜLÜLÜK İLKESİ GÖZETİLMELİDİR”
Açıklamada, talepler de şöyle sıralandı:
“Sağlık hizmeti kaynaklı zararların bütüncül biçimde değerlendirilmesini sağlayacak yasal ve idari mekanizmalar oluşturulmalıdır.
Komplikasyon ile kusurlu tıbbi uygulama ayrımı bilimsel ölçütlerle ve olayın tüm koşulları dikkate alınarak yapılmalıdır.
Bilirkişi değerlendirmeleri bağımsız, tarafsız ve ilgili uzmanlık alanlarının bilimsel temsilcilerince gerçekleştirilmelidir.
Ceza ve tazminatların belirlenmesinde ölçülülük ilkesi gözetilmelidir.
Kamu ve özel sektörde çalışan hekimler arasındaki hukuki güvence farklılıklarını ortadan kaldıracak düzenlemeler yapılmalıdır.
Zorunlu mesleki mali sorumluluk sigortası gerçekçi ve etkin bir güvenceye dönüştürülmeli; sigorta primlerinin işveren tarafından karşılanması sağlanmalıdır.
Sağlık hizmetinden kaynaklanan zararların nedenlerini araştıran ve aynı hataların tekrarını önlemeye yönelik düzeltici ve önleyici çalışmalar geliştiren hasta güvenliği sistemi oluşturulmalıdır.
Sağlık hizmetiyle ilişkili zararların hastalar açısından hızlı ve adil biçimde karşılanmasını, hekimlerin ise bireysel ekonomik yıkıma uğramadan ve malpraktis korkusu altında kalmadan tıbbi gereklilikler doğrultusunda mesleklerini sürdürebilmesini sağlayacak kamusal bir fon kurulmalıdır.
“BUGÜN HEKİMLERİ YIKIMA UĞRATAN TAZMİNAT VE CEZA SİSTEMİ, YARIN HALKIN SAĞLIK HAKKINI TEHDİT EDECEKTİR”
Türk Tabipleri Birliği ve İstanbul Tabip Odası olarak Sağlık Bakanlığı’nı, Adalet Bakanlığı’nı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni göreve çağırıyoruz:
Sağlık hizmeti kaynaklı zararların hastalar açısından hızlı ve adil biçimde karşılanması, hekimlerin ise malpraktis korkusu altında kalmadan tıbbi gereklilikler doğrultusunda mesleklerini sürdürebilmesi için; bağımsız uzman heyetlerin bilimsel değerlendirmeleri doğrultusunda, hataların kök nedenlerini belirleyip önleyici ve düzeltici çalışmalar geliştiren, bütüncül bir kamusal mesleki sorumluluk sistemi derhal oluşturulmalıdır.
Çünkü mesele yalnızca hekimlerin maddi varlığı değildir. Mesele, yarın hangi hekimin hangi branşı seçebileceği, hangi hekimin riskli bir hastaya müdahale etmekten çekinmeyeceği ve toplumun nitelikli sağlık hizmetine erişip erişemeyeceğidir. Bugün hekimleri yıkıma uğratan tazminat ve ceza sistemi, yarın halkın sağlık hakkını da tehdit edecektir.
Türk Tabipleri Birliği ve İstanbul Tabip Odası olarak; hasta haklarının, hekim haklarının ve toplumun sağlık hakkının birlikte korunacağı bilimsel ve kamusal bir sistem kuruluncaya kadar mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.”
Nilüfer Anlık, “Nilüfer’den Anlık, Doğrudan Haber” anlayışıyla ilçeden yükselen tüm gelişmeleri gecikmeden, yalın ve güvenilir bir şekilde sunan; gündemi doğrudan kaynağından takip edebileceğiniz dinamik bir haber platformudur.
Yorum Yap